Covid-19 Sürecinde Psikolojimizi Korumak İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz

Eve Sığdırılmaya Çalışılan Hayat ve Şiddet

Son zamanlarda hem haberlerden hem de çevremizden çok sık duyduğum bir konu var; çiftler arasında şiddet. Şiddet davranışının kökenine inmeden önce gözümüze çarpan yüzeysel sebeplere bir bakalım; hayatın normal seyrinde çalışmak için evden çıkan, gününün büyük çoğunluğunu iş arkadaşları ile geçiren ve evde eşiyle/çocuklarıyla/sevdikleriyle yalnızca yemek yiyen, belki birlikte televizyon izleyen ve uyuyan insanlardan oluşan bir toplum. Kişiler arası iletişim ve etkileşim minimum düzeyde ve aynı havayı solumak dışında paylaşılan pek bir şey yok; yalnızca oturmuş bir rutin ve hayatı devam ettirmeye yönelik sorumluluklar var. Bu alışılagelmiş rutini yerle bir edip, hayatı evlerin içine taşıyan korona virüs salgınına hem medikal hem de ruhsal anlamda oldukça hazırlıksız yakalanınca da artan stres seviyesiyle birlikte panik halinde çeşitli çözüm arayışlarına girdik. Bu işin ruhsal boyutuna değinecek olursak, zamanı iyi değerlendirme kaygısının nasıl da yükseldiğini görebiliriz. Sosyal medya bir anda mükemmel aşçılarla, şahane ev organizatörleriyle, formunu korumak için her gün spor yapan iradeli insanlarla ve zamanı en verimli şekilde yönetmeyi garantileyen yaşam koçlarıyla doldu taştı. Günün her dakikasını verimli kullanma savaşı verirken bunu gerçekleştiremediğimizi gördükçe hırçınlaştık. Bu hırçınlıkla yakınımızda kim varsa ona sataşmaya başladık. Burada yapılan temel hata ne? Zamanımızı verimli geçirmek yerine tüm gün dizi izleyelim, paketli gıdalarla beslenelim, öğlene kadar uyuyalım demiyorum elbette. Ancak dışarıdaki dünyada her şey yolundaymış yanılgısından kendimizi kurtarıp; dikkatimizin kolayca dağıldığı, stres seviyemizin arttığı ve zihnimizin olduk olmadık pek çok düşünceye ev sahipliği yaptığı bir dönemde olduğumuzu göz ardı etmemek gerekir. Bu bilince sahip olduğumuzda düzenli spor yapamadığımız için kendimize kızmaz, evde harikalar yaratamadığımız için moralimizi bozmaz ve birikmiş tüm işleri bitiremediğimiz için tükenmiş hissetmeyiz. Uzman Klinik Psikolog Berfin Yapa

PEKİ NE YAPILMALI ?

Kendimizi ağır sorumluluklar altında ezmek yerine eski rutinimizi mümkün olduğunca korumaya çalışıp en basit ama en temel sosyal ihtiyaçlarımızdan olan iletişim üzerine çaba harcadığımızda kaygı seviyemiz de azalacaktır. Aslolan şu ki; gerçekçi bir kendilik algısı edinmemiz gerekiyor, mükemmeliyetçi değil. Zamanı kaliteli ve verimli geçirmeye gayret edeceğiz evet, ama bunu yapılması gereken bir ödev değil, yaptığımızda keyifli hissettiğimiz aktiviteler olarak kodlamalıyız. Neden şiddet üzerine olan bir yazıda mükemmeliyetçilikten bahsediyoruz? Bağlantı şöyle; mükemmeliyetçi yaklaşımla, beklentilerimizi yükselttikçe yükseltiyor, hali hazırda var olan stresin üzerine bir yenisini ekliyor, bu yükü kaldırmakta zorlanıp tükezliyor, tökezledikçe daha çok geriliyor, can havliyle suçlayacak birilerini arıyoruz. Bir de çok önceden beri var olan, şimdilerdeyse salgınla birlikte su yüzüne çıkmaya başlayan daha derin bir boyut var; kişiler arası iletişim. Çok basit haliyle söylemek gerekirse birbirimize tahammül edemiyoruz. Sürekli yargılayan, tek doğru yolun kendi izlediği yol olduğuna inanan, anlamak ve anlaşılmak değil haklı olmak ve kazanmak arzusuyla çırpınan, durmadan kıyaslayan, durmadan yakınan onca insanı bir düşünün; tüm bunları hayatın akışı içinde, normalmişçesine yaşadıklarını farkedebilirsiniz. Nerede hata yaptığımızın dahi bilincinde olmayan bireylere dönüştük, empatiyi yalnızca karşı taraftan bekler olduk, ben-sen-biz olacağız diye başladığımız ilişkilerimizde ben’de takılı kaldık. Yalnızca kendi yaralarımıza odaklandık, yalnızca kendi sesimizi duyurmak için ağzımızı açtık. Sonra ne oldu? Sesim duyulmuyor diye karşılıklı sesimizi yükselttik, daha da, daha da yükselttik... Nasıl başladığı bilinmeyen kavgaların içinde bulduk kendimizi, anlaşılmadığımızı gördükçe şiddetin dozunu arttırdık. İşin kötüsü bu durumu gittikçe kanıksadık. Evde bağırdık çağırdık, birbirimizin kalbini kırdık sonra kapıları çekip çıktık, günlük rutinlerimize doğru yol aldık. İçinde bulunduğumuz günlerde ise, bu kapıyı çekip çıkamıyoruz; sorunla yüzleşmek zorunda bırakıldık. Ancak bunu bir fırsat olarak görebiliriz. Birbirimizi gerçek anlamda tanımak, tartışmalarda haklı olmaya çalışmak yerine süregelen iletişim problemlerini birlikte aşmak ve kendi küçük mutluluklarımızı yaratmak için işe ben dilinden biz diline geçmekle başlayabiliriz. Nasıl başaracağız bunu? Birine uyan öbürüne uymayacak madde madde yazsam; herkesin dünyası farklı. Ama sevgi evrensel ve kuralı basit; bencilliğinden sıyrıl ve çaba göster. Uzman Klinik Psikolog Berfin Yapa


Featured Posts